Hosting sitealanı        Benimle Evlenirmisin Site Al



cumanız mübarek olsun

 

 

 

Genc adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi… Gözleri söyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördügü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde yine her zamanki çiceklerden vardı.
Sevgilisinin en sevdigi çiçekler bunlardı. Kımızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller… Sanki dalından yeni koparılmis gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemliside özlem ve hasret kokuyordu güller… Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genc adam güllere bakti, sanki onlarla konusuyormus gibi, " Neden agliyorsunuz, bakin ben ne kadar mutluyum " dedi. Az sonra sevdigini göreceği icin kalbi yine deli gibi atmaya baslamişti. Ne zaman onu düsünse, onunla bulusacagını hayal etse kalbi yine böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hic birsey kaybetmemisti..
Onlari hic birsey ayıramazdi.. Ne hasret, ne ayrılık, nede ölüm… Genc adam telasla saatine bakti. Sevdigi yine gec kalmıştı 1 dakika gec kalmıştiı Üstelik o, sevdigini bekletmemek icin dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Oysa o her zaman bunu yapiyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü… Ve gözlerini önündeki ucsuz bucaksız denize dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tipki sevdigi kıza olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluga uzanıyordu…Aslında bugun onlar icin cok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanli önce bunu sevdigine açmış, sonrada gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari, onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlu anlamıyordu onlariı Hersey bu kadar guzelken neden aglıyorlardı ki ? İste az sonra sevdigi gelecek, ona sarılacak, kucaklasacaklardı…Sonra söz yüzüklerini takip, evlilige ilk adımlarını atacaklardı. Genc adam öyle heyecanlıydı ki sevdigine kavuşmak için can atıyordu…
Martılara baktı,birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara… Ne kadar guzel dansediyorlardı Tekrar saatine bakti genc adam.Endiselenmeye baslamıştı. Sevgilisi yine gec kalmıştiı hemde cok… Bu kadar gec kalmaması gerekiyordu. İste hergun burada buluşmak icin sözlesmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattıgı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı ? O zaman neden gelmemişti yine ??… Aklına kötu dusunceler gelmeye basladı. Hayir. hayir..olamazdi. Sevdigine birsey olamazdi. Onsuz hayat yasanmazdi ki… O ölse bile devamlı benimle yasar diye duşündü genc adam. Bunun düsüncesi bile hoş degildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaslarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya basladı bakışlardan. Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye basladı Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir hergün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parcalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı…
Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gidiyim diye mırıldandi.Hic olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu… Genc adam ayaga kalktı.
Sevdigiyle bulusmak uzere, yesil tepenin ardındaki kabristana doğru yürümeye başladi…

 

anan
Beş milyonun gönlüne Ya Resul
Ben kalbimi yardım
Damarlarımdan kanımı akıttım Ey Nebi
Güllerin solmasın tertemiz goncaların kana bulanmasın
Avuçlarında insanlığa adanmış taptaze bir bahar saklı
Selamla dönmekte yine yeryüzünde en yüce sevdalar

Nefesini duyacaktım sanki Ya Resul, bir soluk alsan
Ellerini tutacaktım sanki Ey Nebi, ellerini bir uzatsan
Selamlarını getirmiştim mazlum ve masum kardeşlerimin
Önünden geçerken üç saniye üç asır gibi geldi
Duydum aldığını getirdiğim selamları, söz yerine geldi

Nasıl dünya huşu ve edeple geçmekte önünden Ya Resul
Sen her zamanki gibi yine mütevazi, yine şefkatlisin Ey Nebi
Bir yanına almışsın dünyanın en cömert kalplisini
Mağara arkadaşın olmuştu hicret ederken şehirlerin en Medenisine
Bir damla yaş süzülmüştü yüzünden
Ayak parmağını ısıran yılanın sancısında

Mağara arkadaşınla dünyada eleleydin
Kabirde de aynı Ya Resul
Hemen yanında da yürürken yeri titreten biri vardı Ey Nebi
Önce Ömer idi adı, Seni tanımadan evvel Sana cephe almıştı
Ve bir gün Ömer müslüman oldu
Her şey meydanlarda açıkça söylendi
Artık Ömer, Faruk olmuştu hicrette kılıcına sarılmıştı

Varsa karısını dul, çocuklarını yetim bırakmayan isteyen
İşte gidiyorum, tek başıma hicret ediyorum ben
Bir gün elbet döneceğiz doğup yaşadığımız bu topraklara
Medine de büyüyüp olgunlaşacak yücelecek bu sevda diyordu

Giderken Ali’yi çağırmıştın
Bu akşam sen kalacaksın
Benim yatağımda sen yatacaksın demiştin
O çocukların ilkiydi, yüreği tertemizdi
Şimdi o peygamberler peygamberinin vekiliydi
Güzelliklerden ruhları uzak kalanlar aldanacaktı
Peygamber evine zorla girdiklerinde
Senin yerinde Ali’yi bulacaklardı
Ne büyük bir devletti Ali için
Peygamber yatağında yatmak
Ne bulunmaz bir servetti
Seni örten yorganda sabahlamak
Ve ne paha biçilmez hazineydi
Başına koyduğun yastığa baş koymak
Yerden bir avuç toprak alıp
Savurmuştun kapıdan çıkarken yeryüzüne
Dönüp de arkana bile bakmadan
Doğduğun topraklara veda ettin.
Gidişin güzelliklerle geri dönmenin
Çağlar ötesi muştusuydu sanki
Hüzünler bile giderken hüzünlendi kahrından
Ağladı günlerce arkandan Ya Resul
Kederler yasa boğuldu gözyaşlarını döktü
Bulutlar kahrından unuttular
Rahmet yüklü yağmurlara gebe olduğunu

Ölüm bile kendi cenazesine ağlamamıştı
Bugüne kadar
Görmemişti yeryüzü böyle bir acımasızlığı
Bugüne dek
Dayanabilir miydi buna insanlardaki bu yürek
Elbette dayanacaklardı çünkü sen farklıydın
Alemlere rahmettin dostlarına sabretmeyi öğrettin
Zulümleri güllerle yok ettin
Çileleri sabırla tükettin
Ve dönmüştün bir gün dostlarınla hep beraber
Büyük bir zaferle kan dökmeden
Şehirlerin anası olan canım Mekke’ye

Bir beyaz gülle gelmiştim huzuruna
Çok uzaklardan Ya Resul
Buram buram kokun geldi kabrinin önünden geçerken
Gülün gül kokan gül kokularının üstüne Ey Nebi
Tertemiz yüreğinden güller yürüdü üzerime
Gül yağdı vadilere, gül yağdı ormanlara
Gül yağdı Mekke’ye, gül yağdı Medine’ye
Gül yağdı Şam’a, gül yağdı Vatanıma
Gül yağdı İstanbul’a, gül yağdı Bursa’ma
Ve güller yağdı ömrümüzün baharına ve yazına Ya Resul
Gül koktu tomurcuk tomurcuk her kelime ve her hece
Ve bundan böyle hep gül kokacak Ya Resul
Her doğan gündüz ve her gelen gece

 

Bir güle bakıyorum bugün. Kâinatı, yaratılanları ve her şeyin mayası sevgiyi anlamak için…
Her nazar farklı bir intiba, üzerindeki her şebnem farklı mülâhazalar uyandırıyor gönlümde ve ruhumda…
O nazenin yaprakların güzelliğinin gönlümde ma’kes bulan sesi, masmavi engin bir deniz kadar hoş ve etkileyici…
Rüzgârın her dokunuşunda savrulan bedeni, kâinatın ve hayatın gerçeğini anlatıyor sanki. Mühim olan her rüzgârda savrulmamak olsa da…
Gülün kadifemsi pembeliği ‘Vedûd’la sarılmış sevgiyi; letafeti, ‘Cemîl’le kuşatılmış muhabbeti fısıldıyor sanki ruhuma…
Yaprakların güneşle her buluşması bir ‘şeb-i arûs’u canlandırıyor ve her zerresinin güneşe muhtaçlığı, güneşin ‘Rahîm’in ayinedârlığını yapmasından sanki…
Gülün şebneminde gökkuşağını andıran ziya, ‘Sanî’nin hatırlatıcısı sanki.
‘Her şeye her şeyden Yakın Olan’ın ‘Karîb’liğinde boynunu bükünce nazenin gül, gönlüme ahu vahlar ilişiveriyor. Fakat bu sırada ‘Mucîb’le gelen su, gönlümdeki yârelere merhem oluyor.
Ve gülüm bana "Gül’üm"ü hatırlatıyor. Bütün Esmânın âyinedârı "Güller Gül’ü"nü, bütün güzelliklerin menşei ve mebdeini, bütün bu kâinatın, yaratılanların ve her şeyin mayası olan sevginin ‘Musavvir’le şekil almasına, ‘Mukaddir’le kalıba girmesine, seyyielere ‘Settâr’la af gömleği giydirilmesine ve bütün bunların ‘Mün’im’le bize tattırılmasına vesile olan "Güllerin Efendisi"ni…
Ve işte şimdi gül de gönlüm de, kâinat da yaratılanlar da, sevgi de kadifemsi pembelik de gerçek yerini buldu; yüreğim inşirah denizlerinde yıkandı ve ‘Fettah’la açılan kapılarda her şey bir Hakîm-i Zü’lcelâl’e yol buldu…

 

Kainat Gülü Hz.MuhaKainat Gülü Hz.Muhammed (s.a.v) hemen herkese karsi gülümseyen bir çehre mmed (s.a.v) hemen herkese karsi gülümseyen bir çehre

>ile sefkat ve sevgi gösterirdi. Onaylamadigi olaylar karsisinda hafifçe
>yüzü kizarir, alninin ortasindaki damarlar çikar, ancak kimseye karsi
>kirici bir kizginlik sergilemezdi.
>
>Çok gülmenin,kahkahalarla kendinden geçmenin kalbi öldürdügünü isaret eden
>Allah Rasülü, müminin mümine tebessüm göstermesini sadaka saymisti. Genelde

>tebessüm eden, nadiren disleri görünecek derecede gülen Efendimiz, bazi
>olaylar karsisinda gülmüs, hatta yalansiz hakiki esprilerle insanlari
>güldürmüstür. Simdi, Gülü gülümseten birkaç sahne izleyelim:
>
>Inanmazsan Omzum Sahit: Mekke fethedilmis, Islam’in zafer kazanan ordusu
>teblig yapmak üzere yakin kabilelere dogru yürüyor. Rasülullah’a süt
>anneligi yapan Halime’nin kabilesi Sâd Ogullari da bu kabilelerden. Sâd
>Ogullarindan küçük çapli direnis gösterenler olsa da Islam’i kabul
>ediyorlar.
>
>Rasülullah bizzat el tutmak seklinde siraya giren erkeklerle biatlesirken;
>Onu görmekte israr eden bir hanima Islam askerleri engel oluyor. Hanim:
>"Ben onun kardesiyim, mutlaka Onunla konusacagim, birakin beni!" diye
>feryat ederken uzaktan olayi izleyen Allah Rasülü:"Birakin gelsin"
>buyurunca hanim huzura geliyor.Aralarinda su konusma geçiyor:
>
>-Ey Muhammed, ben senin kardesinim. Küçük yasta bizim kabilemizde annem
>Halime sana süt verdi. Biz süt kardesiz ya Muhammed! Süt kardesin Seyma’yi
>hatirlamadin mi?
>
>Aradan 50 yili askin bir süre geçmis. Henüz 3-5 yaslarinda süt kardesleri
>ile birlikte olmus, bir daha onlari hiç görmemis Rasül. Konusan kisinin
>Seyma oldugundan emin olmak istiyor:
>-Nereden bileyim senin Seyma oldugunu? Delilin ne?
>
>Hz.Seyma durum karsisinda bunaliyor. Yayla günlerinden misaller veriyor.
>Nasil oyun oynadiklarini, keçileri kovaladiklarini, kir çiçeklerinden
>demetler yaptiklarini anlatiyor bir bir. Ancak Rasül ikna olacak gibi
>degil. Tekrarliyor:
>-Bana açikça bir delil göster! Ne bilelim senin Seyma oldugunu.
>
>Hz.Seyma son bir gayretle konusuyor:
>-Tamam, iste sana delilim, simdi göreceksin!..
>
>Gömleginin dügmelerini çözüp sol omzunu açtiktan sonra Rasüle:
>-Muhammed, hani bir gün süt kardesin Abdullah’la çayirda güres tutmustunuz
>da sen onu yenmek üzere iken ben kardesimi kollamak üzere araya girmistim.
>Sen de o zaman var gücünle bana yönelmis, omzumu isirmistin!.. Bak yillar
>geçti dis izlerin hala omzumda. Bunu da mi hatirlamadin?…
>
>Rasülullah, basini çevirir:
>-Tamam, kapat omzunu Allah iyiligini versin!..
>
>Bunu derken Rasül, Seyma’nin ispat gayretinden öyle hoslanir ki; uzun süre
>gülmekten kendini alamaz. Olayi hatirlamistir. Seyma kelime-i sehadet
>getirir.
>Rasül: "Seyma’ya ikramda bulunun, ganimetlerden hediyeler verin" diye emir
>buyurur.
>
>Yasli Kadinlarin Cennette Yeri Yok? Medine’li ihtiyar kadinlardan biri
>Rasüle gelir.Gayet samimi bir istekle sorar:"Ya Rasulallah ben cennete
>girebilecek miyim?"
>
>Rasül:
>-Yasli kadinlarin cennette yeri yok!..
>
>Bunun üzerine derin bir hayal kirikligi yasayan kadin iç çekerek, aglayarak

>evine dogru yönelir. Rasül tebessüm eder, son derece keyifle güler.
>Ardindan seslenir:
>
>-Gel, geeeel… Bak dinle!.. Yasli kadinlarin cennette yeri yok, çünkü
>oraya yasli degil, olgun ve zinde bir yasta gireceksin!..
>
>Bunun üzerine ihtiyat kadin gözyaslarini siler, yüzünde aldigi müjdenin
>sevinç piriltilari ve minnetle oradan ayrilir.
>
>Suratimiz Bulamaç Oldu: Aise-i Hümeyra(r. a) anlatiyor: "Bir miktar un
>bulamaci pisirip getirdim. Rasülullah (s. a.v) diger esi Sevde ile benim
>aramda oturuyordu. Sevde’ye "Buyur bu yemekten ye!" dedim. O yemek
>istemedi.
>Tekrar; "Ye!" diye israr ettiysem de yine O, yemekten kaçindi.
>
>Ben bu sefer; "Ya yersin,ya da yüzüne gözüne sivastiririm!" dedim ama O
>yine yemedi. Ben bunun üzerine elimi bulamacin içene sokup Onun yüzüne
>çaldim. Rasülullah(s. a.v) güldü ve kenara çekilip Sevde’ye: "Sen de onun
>yüzüne sür!" dedi.O da benim yüzüme sürdü. Nebi (a.s.) bizi seyrederken
>uzun uzun güldü.
>
>O esnada Hz.Ömer (r.a) hane-i saadetin kapisina gelerek; "Ya Abdullah!"
>diye seslendi. Cenab-i Rasül (s.a.v) O’nun içeriye girecegini sanarak bize:
>
>"Kalkin yüzlerinizi yikayin" dedi.
>
>Ben, Rasülullah (s. a.v)’in Ömer (r. a)’ den çekinmesinden dolayi, daima
>Ömer’den korkardim. O gün hücremizde bir senlik havasi esmis, Rasül çok
>keyiflenmisti.
>
>***
>
>Henüz gerçek manada tanimlanamayan insanoglunu tarife çalisan cümlelerden
>biri de "Gülen tek canli" olmasi.
>
>Gülmek; yüzünüzde güller açmasi demek.
>Gülmek; sevgiyi sevilene izhar etmek.
>Gülmek; nefretle bakana hükmen galip gelmek.
>Gülmek; gönül kalelerini silahsiz fethetmek!..
>
>Gülmek yakisirdi Efendime!…
>
>Surat asmak Ebu Cehillerin olsun!..
>Mümin; gülümseyen, güldügünde simasinda Cemalullah seyredilen insandir.
>
>Lütfen gülümseyiniz!…

 

bennur 76 - s.k

Ya Rabbi bize sonu şehadet olan ameller işlet.Nefsimizde olani değiştirmede bize yardım et.Hakkı olduğu gibi anlamayı ve anlatmayı nasip et.Senin zikrini anmayı ve yaşamayı nasip et.Ya Rabbi bizi sevdiklerinle beraber yaşat;sevdiklerinle beraber öldür ve sevdiklerinle beraber haşreyle.Bile bile şirk koşmaktan sana sığınırım.Bilmediklerimiz hususunda da senden af dilerim…Ya Rabbi bize Hz Adem ‘in(as) tevbesini;Hz İbrahim’in(as) imanını;Hz İsmail’in teslimiyetini;Hz Yusuf’un(as)iffetini;Hz Meryem’in adanmışlığını ;Hz Hatice’nin gayretini ver…AMİN…

 

öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak atları terbiye etmeye çalışan bir gezgin at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı.
Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası.
Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.
"Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk..
"Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası..
"Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi:
"Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm." çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı.
"Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatin için oldukça önemli bir seçim!."
Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına..
"Siz verdiğiniz notunuzu değiştirmeyin" dedi.."Ben de hayallerimi.."…..
O, orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı.
Öykünün en can alıcı yanı şu:
Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi, "Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım.
Allah’ tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın

 

günün birinde bir çiçekle su karşılaşır

 ve arkadaş olurlar.

ilk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak

devam eder birliktelikleri,

 tabii zaman lâzımdır birbirlerini

 tanımak için.

gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu

 olur ki, mutluluktan içi içine

 sığmaz artık ve anlar ki, su’ya aşık olmuştur.

ilk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,

 "sırf senin hatırın için ey su" diye…

öyle zaman gelir ki, artık su da içinde

 çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye

başlamıştır. zanneder ki, çiçeğe aşıktır

ama su da ilk defa aşık oluyordur.

günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek

acaba "su beni seviyor mu?"

 diye düşünmeye başlar.

çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… halbuki

çiçek, alışkın değildir

böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

çiçek, suya "seni seviyorum" der. su,

"ben de seni seviyorum" der.

aradan zaman geçer ve çiçek yine

"seni seviyorum" der. su, yine

 "ben de" der. çiçek, sabırlıdır.

bekler, bekler, bekler…

artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek

 koku saçamaz etrafa ve

 son kez suya "seni seviyorum." der.

su da ona "söyledim ya ben de

 seni seviyorum." der ve gün gelir

çiçek yataklara düşer. hastalanmıştır

 çiçek artık. rengi solmuş, çehresi

sararmıştır çiçeğin. yataklardadır artık çiçek.

 su da başında bekler

 çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine…

bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez

 zorlukla başını döndürerek

 çiçek, suya der ki; "seni ben, gerçekten

seviyorum." çok hüzünlenir

su bu durum karşısında ve son çare olarak

 bir doktor çağırır nedir

sorun diye… doktor gelir ve muayene

eder çiçeği. sonra şöyle der doktor:

 "hastanın durumu ümitsiz artık

 elimizden birşey gelmez."

su, merak eder, sevgilisinin ölümüne

sebep olan hastalık nedir diye ve

sorar doktora. doktor, şöyle bir bakar

suya ve der ki: "çiçeğin bir

 hastalığı yok dostum… bu çiçek sadece

 susuz kalmış, ölümü onun için" der.

ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece

"seni seviyorum" demek yetmemektedir

 

 

{ Giriş sitemlerdeyim }
{ 09:06, 2008-04-18 } { 0 Yorumlar } { Link }


efendimizin sünnetleri

Hergün tevbe etmek

Kabirleri ziyaret etmek

Güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra bir miktar uyumak

Yolda başı öne eğik yürümek

Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak

Misvak kullanmak

Cuma günü gusul abdesti almak

Güzel koku sürünmek

Mahrem yerleri traş etmek(En fazla15-40 günü geçmemek)

Oturarak küçük abdest bozmak(Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)

Abdest bozarken kıbleye dönmemek

Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek

Yemeği tek bir kaptan yemek

Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak(Askerde avcı oturuşu)

Yemekte güzel şeylerden bahsetmek(Yemekte konuşulmaz lafını aslı yoktur)

Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak

Günde iki öğün yemek

Cevizi peynirle yemek(Şifadır)

Başka bir şehire gittiğinde lik önce soğan yemek

Ölüm halinde su içirmek

Ceneza namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK

Ceneza namazından sonra ayakta dua yapmamak

Kabr üzerine su dökmek

Kabr balık sırtı yapmak

Cenaze evine yemek göndermek

Kabristana selam vermek(Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)

Aksırınca,aksıran Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah( Bayanlar için Yerhamukilleh) denmesi

Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek

Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek

Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek
Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek

Üzümle ekmek yemek


{ Giriş sitemlerdeyim }
{ 08:40, 2008-03-13 } { 0 Yorumlar } { Link }

efendimizin sünnetleri

27.      Yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak. 

28.      Beyaz giymek. 

29.      Mest giymek. 

30.      Ayakkabı giyerken önce sağdan başlamak, çıkarırken de önce soldan çıkarmak. 

31.      Takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak. 

32.      Soğan ve sarımsak kokusuyla mescid ve meclislere yaklaşmamak. 

33.      Üzerinde kudsi kelimeler ve ayetler yazılı eşya ile tuvalet ve pis yerlere girmemek. 

34.      Misafire elinde bulunandan ikramda bulunmak. Misafir ve ziyaretçileri temiz bir kılık kıyafetle karşılamalı. 

35.      Aksırınca sesi az yükseltip, “Elhamdülillah” demek. Böyle diyene de “Yerhamükellah” demek. Bize dediklerinde “Yehdina ve yehdikümüllah” diye cevap vermek. Bu üçe kadar böyle mukabele şeklinde devam edebilir. Üç defadan fazla aksıran olursa, nezleden aksırmıştır ve mukabele gerekmez. 

36.      Esnemeyi mümkün olduğu kadar gizlemek. Ağzı elle kapayarak gidermeye gayret etmek. Namazda iken esneme gelirse, ayakta ise sağ elin, diğer hallerde ise sol elin tersi ile ağzı kapatmak münasip olur. 

37.      Davete icabet ve hediyeyi kabul etmek. 

38.      Kapıyı üç defa vurmak, cevap verilmezse geri dönüp gitmek. “Kim o?” diye sorulduğunda, “Benim.” dememek, kendimizi açık bir şekilde tanıtmak, maksadımızı belirtmek. Kapının tam karşısında durup içeriyi gözleme durumunda bulunmamak. Biraz kenarda durarak, ailedeki mahremiyeti görmekten içtinap etmek. 

39.      Ayakta bevletmemek. Tuvalette idrar saçıntısından, korunmak. Hadiste kabir azabının çoğunun idrar saçıntısından ileri geldiği bildirilmiştir. Tuvalete ihtiyaç için oturduğu vakit ön ve arkanın kıbleye karşı dönük olmaması gerekir.40.      Banyo yapılan yere bevletmemek. Çünkü vesvesenin çoğu bundandır. 

41.      İnsanların istifade ettiği gölgeliklere, yol ve yol kenarlarına, çeşme ve pınarlara bevletmemek, pisletmemek ve de tükürmemek. Hadiste, bunu yapanların lanetlenmesinden korkulacağı bildirilmiştir. 

42.      Kasık ve koltuk altı temizliğine titizlik göstermek. Buralardan ayrılan parçalar temizken ayrılmasına da dikkat etmeli ve cünüp iken buraları tıraş etmemelidir. Bu tür temizlik caiz olsa da sünnete uygun değildir. 

43.      Büyük ve umumi banyolarda tesettürle yıkanmalı, peştamal kullanılmalı. 

44.      Mümkünse her abdest alışta misvak (fırça) kullanmak.

Diyanet İşleri Başkanlığının neşrettiği misvak hadisi tercümesinde şöyle bir hüküm mevcuttur: “Misvaktan kasıt dişlerin temizlenmesi, ağız içindeki kötü kokunun giderilmesi ve mikropların yok edilmesidir. Bunu temin eden Erek ağacından başka fırçalar da varsa, o da misvak yerini tutar.” 

45.      Emin ve muttaki insanlarla istişare etmek, neticedeki karara tevekkülle uymak. 

46.      Cömertlik. “Cömert Allah’a yakın, cimri ise Allah’a uzaktır. Cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. Kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker.” 

47.      Çok tefekkür etmek. “Tefekkür gafleti izale eder. Ölümü tefekkür etmek fani lezzetleri acılaştırır. Eşyanın üzerindeki fena damgasını gösterir.” 

48.      Borçlanmalarda durumu yazıyla veya bir şahitle tevsik etmek. Böyle bir tedbir asla itimatsızlık sayılmaz. Anlaşmalarda değişik tevil ve tefsirlere yol açacak boşluklar bırakılmamalıdır. Durumu net olarak tespit etmek lazımdır. 

49.      Bir yakını vefat eden Müslüman kardeşini teselli ederek taziyede bulunmak. “Allah merhuma rahmet etsin.” şeklinde dua yapılır. Taziye ziyareti vasati üç gün içinde yapılır. Üç günden sonraki ziyaretlerde vefatı hatırlatıp hüznü deşmek uygun olmaz. Evinden cenaze çıkan kimseler üzüntüden dolayı yemek hazırlayıp sofra kuramazlar. Bunun için vefalı komşular bir müddet bu eve yemek getirirler. Böylece hüzünlerine ortak olduklarını fiilen göstermiş olurlar. Cenaze sahibi üç gün kendisine kolayca erişilebilecek bir ortam hazırlar ve böylece kardeşlerinin taziyede bulunabilmelerine imkan tanınmış olur 

50.      Ölmüş kimseleri hayırla yad etmek. 

51.      Mevtanın ardından yüksek sesle ve çırpınarak, saç baş yolarak ağlamamak. Böyle yapmak kadere itiraz ve Cenabı Hakkın takdirini itham etmek olur. Ayrıca bu mevtaya iyilik değil azaba vesile olur. 

52.      Sekerat halindeki hastalara “La ilahe illallah, Muhammedün rasulullah.” şeklinde telkinde bulunmak. Hastanın dudaklarını temiz ve ıslak bir bezle sulandırıp kurumamasını sağlamak. Ölüm vaki olup son nefes verilince, okumalar durdurulur ve cenazenin uzağında devam edilebilir. Çenesinin açık kalmaması için mendil ve benzeri şeylerle başa bağlanır. Gözleri açık ise kapatılır. 

53.      Kabirleri ziyaret etmek. Gafleti dağıtır ve uhrevi tefekküre vesile olur. Kabristanın kapısına yaklaşınca, kabir halkına gizlice selam verilir. “Ey kabir sakinleri, esselamu aleyküm. Sizler bizden önce geldiniz, bizler de sizleri takip edeceğiz. Size Allah’tan af ve mağfiret dileriz.” Şeklinde selam ifade edilebilir. Sonra ziyaret edilecek merhumun ayakucu tarafından yaklaşılır. Yüzüne müteveccihen veya kıbleye karşı durulur. Kur’an ve dualar okunabilir. Ziyaret esnasında mezarları çiğnemek mekruhtur. Şayet geçip gitmek için başka müsait yol yoksa, merhuma sevap hediye edilerek, geçilebilir. Mezar üzerindeki yeşillikler yolunmaz, bilakis çiçekler ekilir. Kurumuş otlar ayıklanır. 

54.      Hasta akraba, dost ve arkadaşları ziyaret etmek. Onlara teselli ve ümit vermek. Ziyareti uzun tutmamak. Hastanın hoşa gitmeyecek hallerini başka yerde anlatmamak. 

55.      Sıla-i rahimde bulunmak. “Akrabayla alakayı kesen bir kimsenin bulunduğu meclise Allah’ın rahmeti inmez.” 

56.      Zemzem suyunu hürmeten ayakta ve kıbleye karşı dönerek içmek. 

57.      Anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır dualarını almak.

                                                                      

{ Giriş sitemlerdeyim }
{ 08:39, 2008-03-13 } { 0 Yorumlar } { Link }


efendimizin sünnetleri

1.           Hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak. 

2.           Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak. 

3.           Yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek. 

4.           Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek. 

5.           Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir. 

6.           Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak. 

7.           Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak. 

8.           Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak. 

9.           Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak. 

10.      Saf ipek ve saf altın ümmet-i Muhammed’in erkeklerine haram kılınmıştır. 

11.      Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir. 

12.      Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır. 

13.      Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak. 

14.      Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir. 

15.      Musafahada önce eli uzatan çekmelidir. Biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir. 

16.      İlmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. Yeter ki fitneye sebep olmasın. 

17.      Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek. 

18.      Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak. 

19.      Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak. 

20.      Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek. 

21.      Konuşmaya Allah’ın adıyla başlamak ve Allah’ın adıyla bitirmek. 

22.      Nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. Bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, Allah ve din hakkı için öfkelenmek. 

23.      Doğru sözle şaka ve mizah yapmak. 

24.      Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek. 

25.      Uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak. 

26.      Yüzükoyun yatmamak. 

{ Giriş sitemlerdeyim }
{ 08:38, 2008-03-13 } { 0 Yorumlar } { Link }


Menü
Anasayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlar
Foto Albüm
RSS
Saat
Kategoriler
kurdela nakisi
resim
dantel
canta
tunus isi
lif
orgu
sapka
sus esyasi
yemek
din
siir
kendi yaptigim resimler
Son Girişler
cumanız mübarek olsun
efendimizin sünnetleri
efendimizin sünnetleri
efendimizin sünnetleri
güzel ahlak
güzel ahlak
kim demiş meçhul asker diye
Başlıksız
Başlıksız
Başlıksız
Başlıksız
Başlıksız
Başlıksız
Başlıksız
Başlıksız
Arkadaşlar


Videolar



Oyunlar





Linkler
Takvim
«  December 2008  »
MonTueWedThuFriSatSun
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031 
www.yetki.net
Reklam Aylık 25 Ytl Ücretsiz site aç      OtoLastik Rotbalans      Oyun      video      Evlilik Domain      Hosting 50 MB 15 TL

yetki